Atanamayan ÖğretmenEski Haberler - ABC Gazetesi
  • Atanamayan Öğretmen

7 çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak Tunceli’de dünyaya geldi.
Elde yok avuçta yok..
Küçük bir tarlaya ekilen buğdayla 9 boğaz zar zor geçiniyordu.
Ailenin en küçüğünden en büyüğüne kadar herkesin eli toprakta; ekmek parasındaydı.
Ersin’in de…
Ama bir farkla!
O elinden kalemi de düşürmüyor, bıkmadan ders çalışıp resim yapıyordu. Kardeşleri ve arkadaşları top oynarken o bir kenarda sürekli bir şeyler çiziyor, arkadaşlarına,
“Resim öğretmeni olacağım” diyordu.

Babasını kaybettiğinde 15 yaşındaydı. Sorumlulukları artsa da kafasına koymuştu;
Okuyacak ve ailesini sefaletten kurtaracaktı!
İlk orta lise.. Hepsini derecelerle boşuna bitirmemişti.
Tarladan arta kalan zamanlarda ders çalışıp Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü kazandı.
Kimseye yük olmadı Ersin. Sabah okula, akşam işe gitti.
Garsonluk yaptı, otoparklarda, inşaatlarda çalıştı. Hayallerine giden yol dikenliydi ama başaracaktı..
Öğrencilerine, ne kadar zor şartlarda öğretmen olduğunu anlatıp, asla pes etmemeleri gerektiğini söyleyecekti…

İçine kapanıktı Ersin, kimseyle konuşmaz dert anlatmazdı.
Onun türküleri bir de Nazım Hikmet’i, Ahmet Arif’i, Ahmet Telli’si vardı..
Bütün şiirlerini bilir, hayranlıkla okurdu.
Üstelik şiir de yazardı; içinde özgürlüğü, kardeşliği, barışı anlattığı, en yakın arkadaşından başka kimseye okutmadığı şiirleri…

Okulu bitirdiğinde yeniden memleketine döndü.
KPSS’ye girdi, 84 puan aldı ama atanamadı.
Yılmadı, “Yine denerim” dedi.
Askere gitti, vatani görevini tamamlayıp yeniden iş aramaya koyuldu.
Bir süre daha kardeşleriyle tarlada çalıştı. Sonra İstanbul’a oradan da Edirne’ye gitti.
İnşaatlarda çalıştı…

En yakın arkadaşının “Seni rüyamda gördüm. Ölmüştün” demesi üzerine kahkaha attı:
-Ölüm bize yakışmaz. Pes etmek yok. Ömrümü uzatmışsın dedi biraz da aşık olduğundan…

Mutluydu çünkü hemşire bir kıza gönlünü kaptırmış, öğretmen olup yuva kurmayı hayal etmeye başlamıştı bile…

*

Mutluluğu uzun sürmedi, ikinci kez atanamadığını öğrendiğinde sevgilisinden de ayrıldı.
İnşaatlarda kazandığı üç kuruş parayla nasıl yuva kurabilirdi ki…

Yeniden memleketine döndü Ersin. İyice içine kapanmış, kimseyle konuşmaz olmuştu.
Eline tebeşir almayı hayal ettiği her gün, kazma kürek tutuşturulmuştu çünkü eline.
Artık ne Nazım’ın “Doğru bulduğum her şey için dövüşebilirim” sözlerinden ne de türkülerden teselli buluyordu.
Ahmet Telli’nin dizeleri gibi sorguluyordu sürekli hayatını; kimdi benim hayallerimi yıkan!

“Kimdi cesaretimi kıran,
üstelik yeni serüvenlere hazırlarken kendimi
Sesimi cılız, rüzgarımı yelkensiz bulan kimdi ki
şimdi geniş zaman kipiyle düşürüyor gölgesini anılarıma?”


*
Tam 15 gün önceydi..
Yeniden topladı bavulunu, annesinin elini öpüp “İstanbul’a gidiyorum” dedi.
Telefonunu kapattı, bir daha da kimse haber alamadı Ersin’den.
Ne dayısına ne arkadaşlarına gitmişti. Hala sır, Ersin nerede yattı ne yedi ne içti kimse bilmez..
İntiharından üç gün önce son aramasını yapmak için en yakın arkadaşını aradı.
Ağlamaklıydı, “Ölüm bize yakışmaz” diyen kişi gitmiş,
“Ölmek istiyorum” diyen Ersin gelmişti.
Yapmaz diye düşündü arkadaşı, pes etmiş olamazdı…
Teselli edip umut vadeden sözler söylese de kar etmedi…

Aydınlık bir geleceğe yürümek isterken hayatına son vereceği ormana doğru ilerlerken son mesajını sosyal medyadan verip ilmeği boğazına geçirdi Ersin;
“Sabah beni ağaçta asılı bulacaklar. Önce yalandan ağlayıp sonra unutacak herkes”

***

Ne kendisini büyükelçi yapacak bakan ablası,
ne saraya atayacak Danıştay anası
ne hiç çalışmadığı halde belediyeden maaş aldıracak milletvekili babası,
ne Hünkar Çayırı’nda düğününü yapacak belediye başkanı dayısı,
ne de Atatürk’e hakaret ederek Milli Eğitimde terfi alacak karakteri vardı.

Adı Ersin Turhan’dı..
Onun şiirleri, resimleri, hayalleri bir de anasını sefaletten kurtarmak için umutları vardı.
Olmadı..
31 yıllık hayatından geriye yalnızca 10 lira bıraktı.
Bir de kimselere okutmadığı şiirlerini;
Yaşamayı, barışı, özgürlüğü anlattığı..

Sahi kim yıkmış oldu şimdi Ersin’in hayallerini?