İki tarafa da yaramayan sonuç…Trabzonspor-Galatasaray 1-1

Önce şu 30-35 senedir söylediğim, son 8 yıldır yazdığım “derby maçı” konusu… Derby , Türkçe yazılımı derbi terimi futbolun vücuda geldiği İngiltere’den çıkmıştır… Anlamını da bininci kez tekrarlıyorum “aynı kentin” takımının karşılaştığı maçlardır… Mesela, Manchester City – Manchester United, Arsenal – Chelsea, hatta Everton – West Ham bile derbidir… Üstelik, Kuzey ve Güney Londra derbisi diye ikiye ayrılır…

Ama, mesela Liverpool – Manchester maçlarına “büyük maç” denir… Tıpkı İspanya’da Real Madrid-Barcelona maçına derbi yerine “El Classico” denildiği, Arjantin’de River Plate ve Boca Juniors takımlarının yerleşim bölgelerinin birbirlerinden 500 km uzakta olması gibi..

Ülkemize, daha doğrusu dün geceki maçın adlandırılmasına gelecek olursak Trabzon – Galatasaray kesinlikle derbi olarak isimlendirilemez, ama “büyük maçtır”

Bu açıklamamın yıllar sonra nihayet anlaşılmasını umarak sahanın içine gireyim dilerseniz…

90 dakikaya iki takım da temkinli başladı, birbirlerinin hatasını kollayan orta saha mücadelesi şeklinde geçti koskoca ilk devre… Düşünün, 45 dakikalık bölümde Trabzon’un bir buçuk, Galatasaray’ın ise sıfır gol pozisyonu vardı, topa daha çok sahip olan takım ise yarım gömlek Karadenizlilerdi…

Haftalık maç sonuçlarının teknik direktör kıyamına uğradığı ülkemizde kaybetmeme üstüne kurulu oyun anlayışlarını bir yere kadar kabul ediyorum, ama dünkü maçı Trabzon kaybetse Ünal Karaman’ın bugüne kadar yaptığı başarılı işler inkar edilecek miydi?

Veya tam tersi olsa Fatih Terim 25 yıllık kredisini mi kaybedecekti Galatasaray da…
İki olasılığı kıyasladığımda riskli olan Terim olacaktı bana göre…

İkinci devreyi analiz etmeden yazımı bitiremem…

Tüm ikinci 45 dakikayı Galatasaray tek kale oynadı, bu oyunun sonucu beraberlik golü her an gelebilirdi, geldi de…
Bu konuda Ünal Hoca tenkit edilecektir, “niye o kadar geriye çekildin” 1-0 dan sonra diye… O tenkit edeceklere bir lafım var eğer futboldan biraz anlıyorlarsa…
Yenik duruma düşen takımlar dünyanın her yerinde atağa başlar, rakip geriye çekilir, bu psikolojik bir durumdur, hele Trabzon Galatasaray gibi birbirine denk takımlarsa… Bu durumlarda kenardaki teknik adamlar pek dinlenmez saha içi tarafından, kenardan tek yapılacak hamle oyuncu değişiklikleridir, ancak o kadar…

Bu futbol gerçeğini bir kenara koyup maça tekrar dönecek olursak 90 dakikanın illaki bir galibi olması gerekiyorsa bu takımın adı Galatasaray olmalıydı ikinci devredeki performansıyla…

Fakat şu gerçekleri unutmayalım…
Galatasaray takımının bütçesi Trabzon’a göre beş, altı misli fazla, Trabzon bu sezon altyapıdan çıkarttığı 3-4 oyuncuyu ilk on birinde oynatıyor, yedeklerinde de bir kaç genç var…
Oysa, rakibi Galatasaray daha düne kadar sakatlıklar olmasa 11 yabancıyla sahaya çıkıyordu ve Fatih Terim formayı “söke söke” alan Ömer Bayram’ı artık mecburen gördü…
Kaldı ki sahanın yıldızıydı, Trabzon adınaysa Sosa…

Benim dikkat çekmek istediğim bir başka nokta daha var…

Maç önü yayıncı kuruluşun kameralarının önüne mecburen gelen teknik adamların konuşmalarını izliyoruz ya…
Fatih Terim aynen şunları söyledi laflarının satır aralarında, ” Trabzon son Avrupa Ligi maçına bugünkü kadrodan kimseyi çıkartmadı, bize saklamış demek ki”
Ünal Karaman ise bu kelimelere ağır yanıt verdi basın toplantısında..
Bilmem fark ettiniz mi?

Neyse , henüz 13. hafta bitti, önümüzdeki maçlara bakacağız..